19 Aralık 2007 Çarşamba

İstanbul..


İstanbul'a değer misin sen??
Sokak aralarında top koşturan çocuklarına,
yağmurun ardından mis gibi kaldırım ve toprak kokan yollarına,
geceleri köprü altlarına büzüşmüş berduşlarına,
apartman boşluklarında dünyaya gelen kedi yavrularına,
meydanlarda kavanoz kapakları ile yemlenmeyi bekleyen güvercinlerine
değer misin bu şehrin?
soğuktan ellerini ovuşturan gırtlakları patlamış sokak satıcılarına,
adı gibi ürkütücü olan tombul lağım farelerine
İstopta bulması en kolay olan gümüş rengi otomobillerine
kuaför salonlarını dolduran umutsuz ev kadınlarına,
elleri kınalı, saçları örgülü evcilik oynayan kız çocuklarına,
pazar arabalarını şehrin yokuşlarından yukarı çekmekten yorulmuş emektar annelerine,
huzurdan yoksun huzurevi köşelerinde kaderine terk edilmiş ihtiyarlarına
otobüste yer verilen hamile, yaşlı ve gazilerine,
balkonlarına asılan renk cümbüşü çamaşırlarına değer misin bu şehrin?
Kahvelerin önünden geçerken burnunun direklerini sızlatan o kokuya,
açık alanlarda leblebi kavuran, soslu fıstık satan kuruyemişçilerine
kışın şehrin üstüne katman katman inen sise,
babaların elindeki kese kağıtları içindeki sıcacık ramazan pidesine,
her gün binlerce şarampolüne yuvarlanan yüzlerce arabasına bu şehrin;
caddede ki tikiye varoşta ki garibanına
aralık ayında vapurun dışında seyahat eden kesik eldivenlisine
gül satan fal bakan çiçekçisine İstanbul’un değer misin?
tenhada güvercin sıkıştırıp yiyen martıya,sonrada alenen martı döner satan sahtekarına
balkondan düşersin inşallah diye beddua eden delisine,
sahil şeridi boyunca gözleri dolan, içi sızlayan her dertlisine,
köprü kuyruğuna, ido kuyruğuna, halk ekmek kuyruğuna değer misin sen?
veresiye vermeyen bakkalın siyah kaplı defterine,
ilkbaharın gözdesi hanımeli kokusuna,
gelin arabalarından yolma çiçeklerine,
cami avlusunda hacı yağı ve tesbih satan tonton dedesine bu şehrin...

Ey İstanbul;

Değer misin ki sen dar geliyor yürüdüğüm yollar
sokaklarında burnum koku almıyor, gözlerim görmüyor
ruhumun binlerce kez yuvarlandığı şarampollerinde sesim duyulmuyor
her kendini boğazın serin sularına bırakanla beraber ayaklarım ıslanıyor
her yanan ahşap konakla beraber ellerim is kokuyor

evet sen İstanbulsun
İstanbul da sen
belki biraz da bundan
İstanbul'u bu kadar sevmem...