31 Aralık 2008 Çarşamba

gelecek düşünülmezmiş


oturuyoruz ırmak ile salonda orta sehpaya kurmuşuz soframızı, genelde o kurar ben figüranım bu konularda,
ekmek, tuz, su bardak olur benim elimde,
esasında biraz üzgünüm, yok ya dürüst olacağım içim kan ağlıyor beterim kalbim acıyor
ama kalenderim ne de olsa gamsızmışım öyle derler,
ama gülecek bir iki şey buluyoruz en basitinden -bi entry okudum, ahlıma ne geldi biliyon mu, diyoruz gülüyoruz, ikiz dingiller,
arkada bilgisayar hayatın fon müziği çalıyor,
istediğim bir iki şarkıyı koydum ırmak bilgisayar başında çok durunca bana kızıyor, haklı kaybediyorum kendimi,o hep haklı benim de haklı olduğum bir bu nokta var biliyorum,
salatalık domatezleri şekilli kesmiş, aknaz var seviyorum o da biliyor,
ye bak seni mahvederim diyor,ben de bakıyorum gülüyorum,
bir iki dedikodu yapıyoruz,
başlıyor yürütme listesine eklediğim şarkı,
ama başlamasa mı bilmiyorum,
ağlamak güzeldir girişi....
en başta zeytinlerle uzun süre bakışıyorum,
sonra bakamıyorum aknaza, çünkü bulanıklaşıyor etraf,
ellerim ani bir hareketle bırakıyor çatalı bıçağı,
yüzüme, buruştu zaten alnım,
-ne ayaksın fir dercesine bakıyor ırmak, sonra anlıyor,
sofra mahsunlaşıyor, zeytinler susuyor, parlamıyorlar bile, demlik içine kapanıyor,
ırmak geliyor, yanıma, ellerimi kaldırıyor bakıyor,
rimel göz kalemi Allah ne verdiyse,
kimin umrunda,
ağlamak güzeldir diyor,
içimden güzel mi değil mi bilmiyorum diyorum,
konuşmuyorum, o da adımı söylüyor, kocaman kararlar beynimde dört dönüyor,
dıştan çok zayıf içten sanki çok cesurmuşum gibi,
ve susuyor bilgisayar,
bir iki hıçkırık,
tıkanık bir burun, çok değil bir iki tane küsmüş zeytin çekirdeği kalıyor,
yiyememiştik, domatesler kanıyor, salatalık kokmuyor,

ellerinin içine almıştı ellerimi, kimse görmesin diye değil istediğim için ağlamadım daha fazla,
aynaya baktım bir iki yandan önden,
rimellere bak heyy yavrum heyy dedim,
ırmak da salak kıtmir demiştir,kezban da deriz,


sonra geçenlerde telefonuma koydum şarkıyı, biniyorum dolmuşa, ilkeye gelmeden bakıyorum bir o taraflara,
heyy gidi günler hey,
ruh halim değişiyor,
iklimi bile değişiyor,
ama ben biliyorum ve belki yaşanmışlıktan,
ağlamak güzeldir,
güzeldi,
güzelmiş,
güzel..


29 Aralık 2008 Pazartesi

annem

annem çok komik bir kadın,
eve gelen bakıcımtırak kadının
çocuklarına nasıl davrandığını öğrenmek için
mutfağa kayıt cihazı yerleştirmiş,
orda telefonda konuşmadığım için ne mesudum bilemessiniz
kadın mı ne oldu malulen emekli
gerçi papağan gibi kardeşim var
ispikçi hemde ama annem işte

25 Aralık 2008 Perşembe

teşekkür

beklememem gerek ama bekledim,
iki kelime mutlu olabilirdim bekledim,
neden bekledim neden üzüldüm ki ben şimdi,
çok heveslenmiştim, uğraşmıştım yahu,
neyse ya neyse,
kahramanım yorgun mu ne

23 Aralık 2008 Salı

sulugözden gözbebekine 2 kelime

koskaca ekşi sözlük bir bizi yazar yapmadı,ikimizi yani,
tipitipe benzeyen bilgisayarcı, ikimizi bıraktı çatır çatır,
ikimizin bursu tehlikeye girdi koskoca sınıfta,
paşakapısında ikimizin içi gitti, kılıfla beraber,
ikimizdik yine ünsalın evinde gezinen meraklı bıdıklıklar
ikimizdik hekimoğlunda hayretle etrafı süzen,
travmaya binip bir durak sonra inen,
ikiz dingiller bizdik,
düşen bendim tutan gülen bizdik,
tavlada yenilen bendim, sinirlenen sen,
çeviren bendim telefonu soran cevaplayan bizdik,
koşturan bendim bekleyen sen,
ikimiz perpada delirecesiye gezdik,
ikimiz gözlerimizi süzdük tantuni yok deyiverince adam,
ikimize kabin dar geldi,
ikimizi de üzdüler belki,
ama ikimiz çok güldük kıkır kıkır kakır kakır,
dündü yahu ben yattım senin kucağına sen masal anlattın ben iyileşemedim,
bizimkide bir ilişki, bitme ihtimali olmayan ama,
bizimkide bir ilişki ama bende söylüyorum sende,
bir kere seke seke gittim evime ama,
kaldı bir parça orda,
neydi o mesaj ayrıldık mı diye,
gülerken adamı ağlatma, sadri alışık gibi ağlamaları sevmem ben ağlayacaksan iki gözünden de yaş gelecek burnun murnun akacak, gözlerin şişecek,
sonra nasıl olmuş suratım diye aynanın başına gidip kendine bakacaksın,
aman tengrim ne hale gelmişim diye biraz daha kendine acıyan gözlerle bakacaksın,
biraz daha ağlayacaksın, aklına ne varsa üzüldüğün hepsi gelecek benim aklıma annem bi kere benim barbie bebğimi kırmıştı hep o geliyor, kadıncağız gitti aldı dilimden kurtulma için ama olsun işte
ağlama öyle olur işte,
ama ben o mesaja hem güldüm hemde aynaya baktım,
ikimiz sınıftakilere gülerken, orda burda güllüoğlunun üst katı dahil olmak üzere beyinlerimizi,
karşılıklı kodlarken,
farkına varamadık, birbirimizin kalbine ince bir nakış gibi işledin adımızı,






22 Aralık 2008 Pazartesi

şnıff şnııff

erkenden kalktım bi telaş bi telaş,kendimi minibüsün arka sol koltuğunda buldum, uykulu gözlerle bakıyorum etrafa şaşkın şakın,hastayım hemde çok fena,gözlerim yanyor etrafa bila bakamıyorum üstelik,
yanıma oturan uzun saçlı kitap okuyan adam üstelik sol yüzük parmağında yüzük olan, ne güzel gözlerin var dedi,evlisin yahu yapma demedim, uykulu gözlere güzel diyen biri çatal çatal sesimide beğenir diye mi bilemedim:p
sınav ertelendi,ne mesut oldum anlatamam,
sedayı da kekledik biraz, kopya falan hazırladı, söylemedik olsun son bir iki sefam olsun
son derslere girmedin feyzullah imza atacak yerimize, aaa onu da be mi yapayım dedi, ne yaptın yahu ne yaptın,
üstümü başımı beğenen sınıftaki kızlar genelde simge ile gizem oluyor bunlar,
erkek arkadaşınla buluş bugün dediler yoksada biz sana bir erkek arkadaş bulalım dediler, olur neden olmasın, kıyafetlerim boşa gitmesin,
ama manyak üşüyorum, iyi kide bulmadılar,çünkü asker içliği alıp içime girmeden kimse ile buluşmaya niyetim yok, üşüyorum kedi gibi de titriyorum,
yün içlik alınsanıza bana, bir de deri eldiven, vardı benim kaybettim, çok pişmanım,
dönüş yolunda ki gerizekalı bıdıklıktan bahsedelim dicemde, onun aşk doktoru olmaya karar vermiştim ama o bıdık vücudun başından nasıl o kadar sakal çıkar anlam veremedim,o yüzden tavsiyelerimi kendime sakladım,
şimdi de ırmaklarda, sinmişim bir yere anahtarsızlığımın cezasını çekiyorum, ama sanki mükafat oldu biraz, ısıttı beni sıcacık, tarçınlı ıhlamurumu kaynattı, tam da şefkat istiyordum kucağına düştüm şefkatin, mama hazırlıyor şimdi bana,
reçetemi de yazdı hemen sunayım size
*bir adet sıcak tutan mont
*bir adet içlik ve külotlu çorap
*bir adet ıhlamıu mıhlamur
*gripin
reçeteme ek olarak şefkat ekledi sevgi güleryüz,
çünkü çok sinirlenmiştim ben dün bugün
hastayım yahu üzmeyin beri şımarmıyorum,
huzur verin yahu..

21 Aralık 2008 Pazar

a canım sende...

yahu neden ben sinirlenince sinirlerime hakim oluyorum ki,
şimdi bir sinirlenesim var sonra sen misin beni üzen kıran ağlatan,
sonra saatlerce odamdan çıkmamamı sağlayan salak diye başlayacağım cümleye
bana verilen hiçbir cevaba da kanmayacağım -yaa haklısın sende ne biliyim sinirlendim"li bi cümle kurmayacağım,
ne mi olacak, ben biliyorum yada böyle olacak diye korkuyorum,
bir pişmanlık saracak bedenimi,
tüh ya ne kötüyüm diyeceğim, varsa sinirlendim kişi hakkında en sevimli hatıralarımı düşüneceğim, ah ne günlerdi diye gülümseyeceğim,
ee sonra ne olcak, ben hatalıydım bik bik bik,, karşı taraf yine mal gibi malak gibi herşeyden bihaber mutlu mesut -ehh sinirlendi çattı havalarında,
pabucuma kadar yolu var kızmıyorum işte, sinirlenmiyorum, alıp karşımada konuşmuyorum,
ne halin varsa gör de demiyorum, trip de atmıyorum, süründürmüyorum da,
kendin anlamadın ya yuf sana, daha hangi beden dilimle anlatsaydım ben şaştım,
7 kat uzağım bile anlar,aman neyse,
ben niye sinirlenince kendime hakim oluyorum ki, esasında biliyorumda bak yine sarpa sarıyor,
benim yüzümden biri ağlar diye amma paniğim, belki akacak benim yüzümden olmasa sümüklü şaziye yüzünden en azından benim yüzümden olsun, bu kadarcık da mı hak iddia etmiyorum,
sen beni üzerken iyi, bencil bencil kendi hayatını yaşarken iyi,
bana gelince kötü,
uff bıdıklık ortaokul çocukları gibiyim ama bu halime sahip çıkıyorum,
kırkbin kere baktım gözlerine bile görmedin yuf sana, şu anda çevrimdışı olan selçuk bile anlardı bana ayar veren onur bile anlardı cd cideki korkunç ebeye benzeyen kadın bile anlardı zürefanın düşkünü bile anlardı da teğet geçtin bee, yumdun gözlerini, anlamadın, şimdi de ben sıkıldım, bi uğraşmayasım geldi anlatmıyorum işte..

reflesh butonuna bastınız hemde hiç farketmeyen

bloğun yeni halini seveyim,
ellerine sağlık olsun deyeyim :)
şimdi bu bloğa şımarıklık da yapılmaz, ağlanılmaz sızlanılmaz,
beni üzdüler yine diye salya sümük hıçkırılmaz,
şimdi bu bloğa acılardan dem vuran kalender bakışlarla da bakılmaz,
olsun biraz da o şımarsın,
gözkapaklarını şöyle bir açsın,
heeey bana bak bana,

19 Aralık 2008 Cuma

hayata dair çıkarımlarda bulunulan an

kolay basit açıklaması, bir bilgiçlik edasıyla mırıldanırız bu anlarımızda,
ya koca kocaman bir kazık yemişizdir, ve düğüm düğüm olurken boğazımızda,
hayata dair yeni çıkarımlarda bulunuruz,
esasında diye başlar bu cümleler, bir iki keşke serpiştirilmiş olur,
eğerki ihanetin keskin kokusu yakıyorsa ciğerleri,
o zamanda bir iki gözyaşı serpiştirilerek anılara,
biliyordum diyen bir ağızla,hakaret eden bir ağız dudakları büker,
ve emek verirsen, değer verirsen nihayetinde, eline kocaman oyalanman için bir balon verildiyse,
anlarsın hayat dersin hayat, şöyle böyle
sevmiyor beni,
oysaki seni en çok sevdiği zamanlarda hayat hep sustum da demessin,
bak o da bir çıkarım pozitif ol,
hayata dair çıkarımlarının iyi saatlerinde olsunlar,


masanın üzerinde kendi kadar volkmenden hareketli parçalar dinlerken dans eden koca gözlü ve kara gözlü çocuğa:)
50 cm öteden el sallıyorum, arabanın tozlu çamını tıktıklıyorum,

16 Aralık 2008 Salı

sigaradan ruh hali tahlili


sigarayı kül tablasına asla koymayanlar - ankara kokar

sigarayı kül tablasından başka yere koymayanlar - istanbul kokar

sigara bitince izmaritinden çiçek yapanlar - biraz çocukluk biraz sanat kokar
sigaranın çıtırdamasını duyanlar - yalnızlık kokar

sigaranın külünü dökmeden santimlerce uzatanlar - hüzün kokar





-sözlükten arakladım

biz(t)dik


öyle kötü korkularım var ki,
hayal kurarken bile hayal kırıklığına uğramaktan korkmak gibi,
bir de öyle bir korkum var ki hayal etmesinden bile korkuyorum,
çok sevdiğin, her anını paylaştığın, ruh ikliminin kimyasına ayak uydurduğun birisini,
alıp karşına, biz neden böyle olduk demek, yaşamadım değil yaşadım esasında yaşanılanlardan pek korkulmaz ama,ben korkuyorum işte,
zamanlı zamansız kaybettiklerim oldu,
boşlukta seslerini duyamadıklarım, sonra unutmadıklarım oldu, anıları ile yaşadıklarım,
ve korkar oldum, o yüzden nelere sustum bilinmez, yalnızca susmam gerekenlere mi hayır,
öyle bir an geliyor ki o zaman aldığın her nefesle uzaklaşıyorsun,
aldığın her nefesle yoksunlaşıyorsun,
biz neden böyle olduk?
biz diyorsun ama bizlik bir durum yok iki yabancı işte,
kolu koluna deyse bile ürperiyorsun,
ve belki ondan çok o an yalnızlığı seviyorsun,
bu benim korkum yaşamaktan korkum,
ırmak demişti korktuğunu söylrsen başına gelmez,
gelmedi mi geldi uzaklarda da kalsa şimdi o zamanlar içime oturmuş susmuşum susmuşum ya,
iki tren rayı gibi olmadan, bir tanecik samimi bir bakış aramadan muhatabın gözlerinde,
aynaya bile daha samimi bakıyorsun sende samimi olamıyorsun,
sonra neden biz demek de saçma geliyor aradan çok ama çok zaman geçiyor neden o neden ben diyorsun...

14 Aralık 2008 Pazar

sevimli hayalet casper

ahmetle ev keyfinden selam ederim şimdi bana su getirmeye gitti,
neden diyor, su getir dedim nedeni var mı susadım ablacım
iki tane kupa ile içeri girdi,
kendininkinde buraya getirmiş, mutfakta neden içmemiş acep, neyse ben benimkini içerken aheste aheste,bitir çabuk dedi, erkek işte kaba, bende güldüm, bardağımı aldı ve mutfağa götürmesi gerekirken tv nin yanına koyuverdi, bir daha yinelerim erkek işte,
ama kalpli jelibon yiyor,hususiyetle belirtti kalpli olsun diye öyle istedik,çocuk işte,
ağzıma kalpli jelibon atıyor karşı koltuktan şimdi,
pazar günleri bir tembel olasım var bir tembel olasım var ki sormayın,
iki kere bir tembel olasım var nasıl yazdım ahhaaa kendime şaştım,
cidden portakal soymaya bile üşenen biriyim şu an,
zaten bence herkes portakal soymaya üşeniyor,o yüzden sıkıp sıkıp içiyorlar,
neyse farklı aforizmalarım var bu konu hakkında ama neyse pazar sabahı beyin ütülemeye gelmedim canlar,
yahu ahmetin casperı izlerken ki sevimli suratını görseniz hiç üşenmezsiniz soyar ve yersiniz:)ama jelibonunu yiyor kerata, o sebepten müdahale etmiyorum,
pazar günlerini sevmem ben pek sevmiyorum bu tembel miskin halimi belki ondan,
belkide bilmiyorum,

şimdi ooo piti piti diyoruz gülümsüyoruz,
casper gibi kendimizle barışık yaşıyoruz,
neyapcekmişiz kendi aramizde konuşmicekmişiz,

8 Aralık 2008 Pazartesi

bayram,


kocaman kız oldum yine çocuk gibi sevindirik oluyorum her bayram,

heyyy siz büyümeyen ruhlar, koskoca bedenler,

parıldak gözler,

büyüklerimin ellerinden,

küçüklerimin avuçlarından öperim,

güzel olsun bayram,

yeşil

bu da bir anım işte
yazdım yazdım sildim, hoplamış sinirlerim kime kızsam bilemedim,
yalnızlığıma anlam yükledim,e nolcak sonunda yine kendime çattım iyi de yaptım,
çok da aciziz çok da mağrur,
çok da suskun çok da alıngan,
pek bir yalnızız ama sevdiğimizden,

7 Aralık 2008 Pazar

mutlu gülümse(me)

durduk yere adamı mutlu eden şeyler vardır ya,
anlı ansız zamansız,banyo yapmış ufak kardeşin saçlarını koklatması mesela,
gardloptan hiç giyilmemiş birşey bulmak mesela,
sonra havanın ansızın açması ve ansızın bozması mesela,
sevdiğin dizinin sevdiğin eski bölümünü uykunun kaçtığı anda karşında bulma birazda,
babanın eve elinde nutella ile gülümseyerek girmesi bir bakıma,
ihmal ettiğin çiçeğin fliz vermesi inadına,
bir koku bile mutlu eder insanı,belki ağlatır da,
şaşırmak yani beklenmediklik,
umursamazlıkların içinde umulmayanlar mesela,
ben seviyorum böyle şeyleri,
mutlu oluyorum işte,
gülüyorum ufalıyor gözlerim,

4 Aralık 2008 Perşembe

nize:)



çok oldu çok ama çok az gibi sanki,
alışmış, ama hala tanımıyor gibi sanki,
kışın yazı yazın kışı özlemek gibi sanki,
ıhlamur kokusunu derin derin içine çekmek gibi sanki,
kalabalıkların içinde bir çift göz gibi sanki,
bir çift yürek olmak gibi,
sanki ve gibi olmadan emin olmak gibi sanki,
düşünmekten yorulmamak gibi,


şöyle avucunun içine kondurulur kalp,
yada kirpiklerinin üzerine,
gözbebeğinin derinliklerine,
sonra kalp içinde bulundurur,
avcunun içini,
kirpiklerinin herbirini,
gözbebeklerinin derinliğini,

1 Aralık 2008 Pazartesi

ah müjgan ah


"o müjgan için o müjganla hüsnü'nün hayalleri,

ümitleri için sen de ağla benim gibi

o müjgan ki en büyük matemlere layıktı.

ama sen ama sendaha ne istiyorsun benden...."





30 Kasım 2008 Pazar



buuugüün paaazaar erken kalkın çoocuklar!!




şahsen ben erkenden kalktım, kaldırıldım


şöyle bir penceremi açtım,perdeleri kaldırıdım, misler gibi havayı ciğerlerime pompaladım,


dünyanın en tatlı narıyla, dünyanın en tatlı ayvası, bana gülümsedi biri Ahmetim, biri Yusufum,


Ahmet bana sende dünyanın en tatlı firisin dedi,onların yüzüne baktıkça diz kapaklarımda ki yaralarım, elma şekerini ısıramayışım, sabahlara kadar sarılarak yattığım minnoşum,kabakulak suratım,ufak ellerim,patenlerim, annemin babamın gençliği geliyor


küçükken de muzurdular şimdi de öyleler, çaylara karabiber atmalar, anlaşıp bir anda çullanıp gıdıklamalar,uyuyanları uyandırmalar,


Ahmet zaten nerden baksan hep maşa, abisi nereye git derse oraya,


ama bu sabah bir kudurmuşlardı ki sormayın efenm,


market poşetlerinin ayakları ile uçlarını bir güzel delip poşetin tutma yerlerini askı yapıp bale yapıyorları,


Yusuf bir ara bana mıknatıslı küpe alırmısın ablacım bile dedi,


git yahu ne olcan başımıza,


bitirim ikili, ikiz dingiller,




29 Kasım 2008 Cumartesi

life jacket under your seat

anlatılmak için yaşanmayan herşey adına;

yaşanmışlık sanki tekerrüden ibaret, başlangıçları takip eden bitişler,yeminler tövbeler,
bir kahve fincanının içinde aranan gerçekler, göz yumulanlar,
bende bazen kendimi güçlü bulmuyorum, bir yerde minik ufacık bir şeye saatlerce ağlayabilecek kadar kırılgan olabiliyorum,sonra şöyle bir yutkunuyorum, üzülüyorum ben ama neden,
sana tüm samimiyetimle anlatsam bloğum, anlatamıyorum ki,
yaa uff o anlatsın diye topu atasım var birilerine,
ama neden ama niçin diye sorma,
minik soğuk üşümüş bir el dokunabilir sanırım en zayıf yerime, ya da en zamansız kahkaha yıkabilir topyekun beni,
acı aramıyorum izlediğim filmlerde, okuduğum kitaplarda, konuştuğum suratlarda,
istersem her yerde bulurum bir ağaç kabuğunda bile bir tırnak yarasında bile,
ama aramıyorum,
şöyle bir bakıyorum, bazen durup, hayatı durdurup,
sonra bir çift göz ile gözgöze gelmek oluyor en büyük korkum,
durdurulanlar durmuyor,
kendime herkesten ziyade yabancıyım bende,
bazen benden bile özür dileyesim var,
affedersin sen,afedersin
biliyorum birazda mecburiyetten

26 Kasım 2008 Çarşamba

gözlerini kapatırsan düşünürsün

bu adam çok güzel bebeğim diyor sende dinlemek izlemek istersen tıkla

24 Kasım 2008 Pazartesi

var bişiler

yahu ben çok sinirliydim bugün, az önce yusufu laaaaan diye yanıma çağırdım,
babam şaşkın şaşkın bana bakıyordu ne var lan dicektim kendimi tuttum:p

yok demem, dün bana çiçek almış, öğretmen olur belki kızım deyu, ilk sevdiğim adam işte babam,

ama birkaç masa ters çevirsem fena olmazdı,
yahu iki kıta arsında ki deniz sana noluyo anlamadım, ne o çimentoya çalan gri tonlar, bir iki kurbanımı atayım da kızık deniz ol bari en azından daha karekterli,
sen kimsin ha sen kimsin...
döverim seni, saçını başını yolarım


20 Kasım 2008 Perşembe

bütün genellemeler eror veriyor

-nasılsın?
-iyiyim, sen
-bende,ne yapıyorsun?
-ıslak bir sokakta, ayaklarımın dibinde ıslak bir kedi,elimde ıslak bir şemsiye onu çeviriyorum,gözlerimde ıslak ağladım,
-neden ağladın?
-erkeklerin kaybedişine,kadınların yitirişine,sonra erkeklerin pişmanlığına,kadınların derin sızısına,sonra...
-sonra?
-etrafımda ki her pişmanlığa, pişmanlık kötü bir duygudur, belkide en kötüsü,en acı vereni..
-....
-baksana yağmur yağıyor,baksana kedi üşüyor,baksana şemsiye düşüyor,baksana....

17 Kasım 2008 Pazartesi

nerde biliyor musun şurda, şuramda,

şöyle ucsuz buçaksız derinliğinde duyguların,
sırt üstü yatıp elleri başın arkasında birleştirdikten sonra anılara bakmak gibisi yok,
notalarını görebildiğin en güzel şarkıların ard arda kulağında çınlarken,
aldığın nefes kadar saydam olabilmek onlara karşı,
ve sonra tüm erdemiyle yaşanmışlığın,
gülümseyebilmek,
fotoğrafı çekilene ifade vermek gibi,
sen yapayalnız bir dağ başında,
yıllar yılı herkese tepeden bakmış,
her kıvrımına kabuğunun münzevilik işlemiş,
bir meşe ağacısın,
ve sonbahar gelmiş çırılçıplak kalmışsın,
ve yağmur yağmış,ıslanmışsın, ağlamışsın...
ne varsa geçmişin getirdiği ve ne varsa geleceğin götüreceği,
başım gözüm üstüne,
çok basit yalın bir benim,
herşeryden uzak,
içine kapanmanın içine açılmak olduğunu okumuş gülümsemiş biriyim,
anılara bakmak çok güzel,
en çok sevdiğinin gözünün içine bakmak gibi,
anılara bakmak güzel şey,
o yüzden anılarıma bakmaya gidiyorum döneceğim...

9 Kasım 2008 Pazar

hayır hayır yaşlanmıyorum hâlâ büyüyorum


ve büyümeyi yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum,

önce bedenimi yaşlanma korkusu sarsada,

her ne kadar korksamda, seviyorum büyümeyi,



nasıl anlatsam neresinden başlasam sana uzun uzun yazasım var bloğum,
cumartesi sabahı eda ile uzun uzun dolu dolu kahvaltı yaptık,
boynumda mutluluk bıraktı değer verdi,

öğlen geçirdiğim sinir krizleri, öyle tatlıya bağlandı ki,
elimde bir kamera siyah beyaz hayallerde buldum kendimi,
öyle mutlu oldum ki,

hele de pasta sandığın şey ondan tatlıysaa yeme de yanında yat,

pazar günü evimde ahmet ve yusuf ile, kavga ayıklamakla geçti,
olsun inginç şeyler efenim çokseviyor ablaları onları onlarda onları,
00:00 ilk mesaj kaç yaşındasın senoldu doğru yanıt verildi,
13 dakika geçikmeli mesaja sevinildi,


sabah erken kalktım mini bi telaş, gülen gözler aynada parlıyor falan:)
beşiktaşta olamadım vaktinde ama, saat 10:42 idi,
ne şık olmuş ne şirin,
sonra, sonra arabadan ses geliyor suretimi hapsetmiiş bir çerçeveye,
bir de at sen bagaja, ben bağırmıyım ordan kim bağırsın,
önümüzde ki bal kaymak kadar güzel oldu kahvaltı,
o denli güzeldi,
sen ve kutusunda anıları olan tesbih taneleri,
akşama komşu kızını mest eyle, partisi,
sonra sümler, yine yeni yineden...

ben büyüdüm dostlar ölüme bir adım bir yaş bir nefes yaklaştığıma üzülmüyorum çünkü hafifletici sebeplerim var,
üşüsede ellerim onlardan sıcağı var olsa da dertlerim dinleyenim var,
aksa da yaşlarım elini titremeden uzatıp silenlerim var,
ayaklarımın altında dönüyor dünya,
herşeye rağmen bizi seviyor dünya,




bosnadaki çatlak ayşe,ve akrep esra,fener yener zeynep,merve yörük,abla meryem,edatım,bengal tigrem,lokmam, haticecan,künefistan abi;),çem mum emine abla,yeşil göz özlem,eskilerden sümeyyetunç,ağlamaklı kuzenim tuba,süm kuzen büşra,bana kırgın edibe,nezahat abla, songül abla,özlem,hatice teyze,enes,muhammed, yusuf,sevde,sümeyye,kezban yenge,mehmetin kız hilal:),*MsL*,aoö



ve

sessiz sakin akan ırmağım,muhabbet bağımın tuğçesi,kadim dostum sümcüm,hayat neşvesi zepçik, kafadan çatlak büşüm,olgun dingin nurum,


ve

taze söğüt dalım nizim,



beni ağlatmayın beni büyütün ama çok sevindim iki damla sevinç ıslaklığı oldu
yanaklarım,
kolay değil büyüyorum,

el bebek gül bebek büyütülüyorum,




avucumundan da büyük avuç, kucağımdan da büyük kucak,
dolusundan büyük dolu sevgiden de büyük sevgiler.....


















3 Kasım 2008 Pazartesi

pastırma sıcakları,

saat 21:21 varsa yoksa bu hurafeler zaten,
fallar, rüyalar, altıncı hisler,
realistik dünyaya ciddi bir dönüş yapsak ne dersiniz,
dedi küçük parmağında elmalı bir yüzük bulunan,
öksürük şurubu kokan genç kız,
gülümsedi ve ardından, bu kocaman samimi bir hasta gülücüğü idi,
öksürük gibi içten cigerden değil ama arkasındaki kalpten geliyordu,
engel olamaz dedi dönen dünya umuduma sevincime sımsıkı sarılmış olmama sevdiklerime,
umutlu bir hasta gülümsemesi,


sağlıklıyken bile bu kadar bu kadar içten gülemeyeceğini bilen elma kokulu rüyaları olan bir genç kızın içinden
klavyeye oradan da senin yanına zıplayıversin,
yerçekimine yenik düşmesin dudak uçların inatçı ol biraz kaldır başını sonra dudak uçlarını,
dünyayı dahi göremeyecek kadar küçülsede gözlerin,
içinde kocaman bir umut büyüsün yarına geleceğe dair,


beni içimdeki çocuk büyüttü,
ben onu büyütemedim...

30 Ekim 2008 Perşembe

usul


uzanmışım gözlerim dalgın tavanda olmayan nesnelere bakıyor,
düşünüyorum,
hastalık ne zor,
ve ne güzel bahane,
-hastayım baba,hastayım,
elinde nar dolu bir kase babam girdi içeriye,
-baba seni çok seviyorum,
kulaklığımı takmışım kulağıma,
üsküdardan evime yavaş yavaş mıymıy gelmek istiyorum,
susmak istiyorum, dalmak istiyorum, trafikten bunalmadan uçmak istemeden, düşünmek istiyorum,
yanıma otutruyor bir tanıdık milyon tane soru,

gülümseyen bir surat,
ağlayasım var oysa,
bmwci ibomuza bile ağlarım öyle bir haldeyim,
ama susuyorum ağlamıyorum konuşuyorum,

nasıl ki dün tavana baka baka milyon tane düşünce ile uyumuşsam,
işte öyle tavan gibi bir duvara bakar gibi,
sustum,

Allahtan hastayım Allahtan bahanem var,
ne çok acı var ne çok yalnızlık var,
ne varsa benim için bizim için var,




zihnimden kalemime akmayan dalgınlıklarım,
paylaşılmayan yalnızlıklarım,
anlatılamayan pişmanlıklarım ,
varsa ben varım biliyorum,



yeryüzü dar gelse de yâr yüzü merhem olabilir mi,
ha dostlar,
iki göz bir araya gelse kelimler anlamını yitirse...



29 Ekim 2008 Çarşamba

sadeli

özlemişim seni bloğum,

21 Ekim 2008 Salı

rastgele


balık sezonu geldi okurlar,hamsi bir buçuk olmuş,taze mi taze,

nedendir bilinmez,balık pazarı hareketlendikçe, sevindirik oluyorum ben,

yeni kış demek balık sezonu demek,

ağlarda kıpır kıpır balıklar demek,

sarı botlu amcaların yüzü gülecek demek,

aç kediler doyacak demek,,

ben sevineceğim demek,







15 Ekim 2008 Çarşamba

saçmalama ne olur











mesuttayım uçuyoruz efem,




saçma salak bir yerdeyim klavyeye uzun bir alışma süreci yakaladım,




neyse oldu sayılır,




hava çok güzel,




emsal teyzenin iş yapamadığı sümün mesut olduğu havalar,




tırnakla bana geçen yılı hatırlatan suratımıza pişmiş kellemtrak tebessüm yayan havalar,




çemin hastalandığı ama e li bi ismi olan kızın ona trip atması ile okul yolunu tuttuğu havalar,




karidesle özlem gidereceğimiz havalar,




ben nerdeyim mesut internet cafede,




amaç ne




amaç yok,




saat 11 11 biri beni düşünüyor falan,




murat boz başımda bıdı bıdı bağırıyor,




bir yandan facebook aleminde sosyal ortam oluyor çevremedekilerle iletişim kurmamı sağlayan fink atıyorum bir yandan da saçmalıyorum işte,




malezyada sigarayı bırakma tedavisi görürken yaşamlarını yitiren zavallı çiftin anısına yazıyorum bunu,




ve penguenin bir fok tarafından tecavüze uğramasının ardından "fok you" diye yorum yazan bir başka zavalllıya ithaf ediyorum,




yollarını şaşıran ve rioda soluğu alan, diğer zavallı penguenleri taşıyan uçagın hostesinin bıdık bıdık penguenlere baktığı sevimlilikle sizlere bakıyorum,




yaşasın hürriyet:)




kolunda dövme olan liseli genç kızı sınıfımızdaki depreyon abla fosforlu cevriyeye benzettiğim saniye aklıma,




dördüz dingiller geliyor,




sırıtıyorum,




okulumu seveyim sınıfımı seveyim,




burada fiyatlara katma değer vergisi dahilmiş,




yasadışı içerikli sitelere girilmesi yasakmış,




yanımdaki yaşlı amca klavyaye benden çok hakim okey oynuyor aklıma kardeşceğizim geldi,




hoşçaklın hepiniz birgün fir fir fırıldak olacaksınız:)




















11 Ekim 2008 Cumartesi

dır dır vır vır

ben böyle havaları severim bilirsiniz,
ama içim sıkıldı biraz
içim sıkıldı bu sabah,

sırtında ağır yükler olan bir baba ne hissederse onu hisseder gibi oldum bir anlık
sonra,
sonrası yok işte,
her yanımı melankoli bile sarmış olabilir,
falcılara rüyalardan medet umanda ben olabilirim,
ben insanım bana herşey olabilir,
ağlayabilirim sonrasında gülebilir,
göz kapatlarım kapanınca yakabilir,
ne olmuş yani,
ne olmuş ki bu denli,



altın perçem dökülsün haydi haydi haydi,
kaytan bıyık bükülsün haydi haydi haydi....

2 Ekim 2008 Perşembe

göz kırpan surat


sonbahar mevsimi geldi,

hafiften üşüttü bizi,

sonrasında içimize sindi,

ben severim seni bilmem bahar ama sonbahar olsun,

yani kararlar aldım,

-hangi ara?

otobüsle çengelden geçerken badem satan elamanla gözgöze geldiğim ara,

çınaraltına hızla yol alırkan düştüğüm ara,

ellerimin buz kestiği sümün oooo dediği ara,

misafirlerin elini öptüğüm ve kolanya ikram ettiğim ara,

çeyizime kanaviçe seçtiğim ama bir türlü anlam veremediğim ara,

babamı sevdiğim ama annemi kıskandığı için kızdığım ara,

fuat amcanım böbreğinden düşmesi beklenen soda esaslı taşı hayal ettiğim ara,

esselere doymaz gözüme duman kaçtığı ara,

benim gittiğim senin kaldığın,

benim durduğum senin kaçtığın ara,

virgüllere doymadığım,

yatağıma yol aldığım erken bir saatte işte bir ara,

öyle sıradan öyle yalnız bir ara,

kimsenin tribime boğulmasını istemediğim,

saman kağıdı kokmak istediğim,

parmak izimi anlamlı kılan bir ruhun peşine giden ömrümü sevdiğim ara,

geri dönüp tekrar düşünmek istemediğim,

bencilliğimi sevdiğim,

dengesizliklerden bunaldığım,


karar aldım,

kararımı seveyim,

kendimi seveyim,

kedim olsun onu da seveyim,






27 Eylül 2008 Cumartesi

kendimle başbaşa düşündüm demin

birisi bloğuma küfür içerikli değil bildiğin küfürden yorum yazmış silmedim
incitmek istemedim,
içinden geleni işine geleni yazabilir
herkes,
artık özgür bıraktığım herkes,
benim sağlam sapasağlam omuzlarım var ıslandıktan sonra,
beni yargılamayan,
sırrımı sımsıkı tutan,
sadakatli sevdiklerim var,
değerini bildiklerim var
sevip sevildiklerim var,
ve yarına dair hayallerim,
yokluğunda kitap okuduklarım,
karşımda görünce okuduklarımı anlattıklarım,
pişmanlıklarıma gülerek severek anlat diyenlerim,
ve yaşadıklarıma pişman olduklarıma diyecek lafım yok,
bu güzel bir duygu kin yok nefret yok,

beni yarına taşıyan nakliyelere borcum var,
sevgi borcum vefa borcum,
seviyorum sizi tosunlar,
canlar..

25 Eylül 2008 Perşembe

mutlu olduğum kadar üzgünüm,
üzgün olduğum kadar da yorgun,

her şey iyi hoş da nejla cem ile evlendi,
sevgi nelere kadir,
lan şimdi bu adam benim karım kızkardeşinin hayvanat kocasıyla kaçmıştı zamanında,
demeyecek,
elini tutup evlendik biz diye gülümseyecek,
ötesi yok işte,


paşakapısından geleceğime bakabilseydim,
sana neler anlatırdım neler,
bikerem,
gülümserdim,
derdim ki,
seni şehir kadar seni deniz kadar seni toprak kadar vs,
ama göremedim,
ama duyamadım

17 Eylül 2008 Çarşamba

ölsem de bir,kalsam da bir.


Herşey zihninde tasavvur ettiğin kadar basit değil ne yazık ki,kalbine bu tohumu serpmekten korkacağın kadar girift,korktuğun kadar girift...
Ne zamandır susuyorum ben,ne zamandır sadece ben varım bu dünyada?Sen ne zaman estin geçtin içimden,nasıl işledin her iliğime?Nasıl sıyırdın kendini bu girdaptan,ya ben nasıl hayatta kaldım?Canımın bir yanından nefret edemeyişimin, diğer yanına ihanet sayıldığı günler bunlar...
Esti;seviyorum seni.Ardından herşeye rağmen demek her daim boynumun borcu da olsa...

12 Eylül 2008 Cuma

kokusunda davet var


hep bu mevsimde olur,
gönlüme göre olur
uçar uçar, koşar koşar,
gelir burnumda durur,


öyle sevmeli ki insan ıhlamur kokusunda,

içine içine çekebilmeli,

bir nefes daha,

gözünde tütebilmeli,

onun kadar yumuşak onun kadar dokunaklı olmalı,

ve bir nefesi daha uzun süre tutturabilmeli


öyle sevmeli ki insan nasıl ki ıhlamur dalları manidar ise

öyle manidar olmalı yüzü

baktıkça dalabilmeli insan

öyle güzel öyle çok sevmeli ki insan

çünkü insan asla pişman olmaz sevdiğine yaptıklarına belki,

sevdiğini söylediğine belki

ama sevdiğine asla,

ve tükenmemeli insan ıhlamur kokusu gibi,

her mevsim açmalı insan,

ıhlamıurlar açtığı zaman gelirim beni bekle..

1 Eylül 2008 Pazartesi

ice tea şeftali lütfen

dergi okuyorum günlük kullandığımız 150 kelimenin içinde ice teayide saymışlar, mizah dergisi,
gerçek değil,
her ne ise,
buhranlı günler geçirdim sıklıkla, bu aralar, adım attığım yerleri çökertmekten korktuğum da oldu,
ardıma bakmayı unuttuğumda,
parmak ucuma odaklandığımda,
insanlar neden bu kadar kötü diye;
bir gece,
bir evde,
bir ben,
bir televizyon
ve telefonda bir o vardı,


ağlamak ağlamak geldi içimden,
başkalarının yanında ağlayamadığına bile ağlarsın ya,
işte öyle,
şimdi çalıntı bir kaset"evet zamanın nostaljisi de bu taş plakalara veda edeli asır oldu ne acı ki"
içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri,

beynimi sarıp sarmalayan,
bir ağrı ile başbaşayım
ama yazmaktayım,
çünkü, bedenimin bir yarısı yazmamı istiyor diğeri ise hayır demeye bile tâkat getiremiyor,

sarmadı bu hayat beni yaa kalkalım diyememek ve belkide mecbur olmak güzel,
çok sevdiğini onu en başta kendine itiraf edebilmek tatlı,
bazen saçma sapan kıskançlıklar yaptığını ilk farkeden olmak sonra utanmak şirin,
yarını düşünmeden yaşamak istememek asıl marifet,
gözlerde ışık görebilmek maharet,
özlemeyebilmek, özlemeyi bilmek, ohh özlemeyi sevmek,



havalar da serinledi,
içim de serinledi,
gözlerim ışıldadı,

ve bir yanım mızmızlanlaya başladı,
okuyan herkes,
sizi kâle almazcasına yazıyorum hep ama...
güzel bir gece temennisi ile doluyum sizlere karşın uyuyun diyorum bir bebek huzurunda,
gazsız, acıkmadan öyle hafif,
öyle tatlı bir tebessüm eşliğinde....

26 Ağustos 2008 Salı

başlık:başıma taçlık

dostlar seyrelmiş buyhude lafla vakti birazda biz dolduralım,

istanbulun bir havası var ki
öyle güzel ki,
onca derdimin tasamın arasında,
yakama yapışsa da, seviyorum,
döndüm neticede,
sevdiğim için,
keyife gittim, tuğçe ben,

çok şey yazasım var,
ve çok az enerjim,












gözlerin deliyor geçiyor,
bu yaşlar senin için akıyor,




böylesi sevdiğin için
bir kördüğüm oldu için
ağlıyorsun için için
demedim mi sana gönül,


16 Ağustos 2008 Cumartesi

göz gönül

sizce bir bağlantı var mı göz gönül arasında,
dudaktan kalbe inen sevgiler gördük,
düğüm düğüm boğazda kalanları,
bir şüphe gibi beyni kemirenleri,
ömür törpüleyenleri,
en imkansızını,
acı veren, acıları sileni,
bir bakışla bir şeyler unutulmalı bir bakışa muhtaç olunmalı,
araya mesafeler girebilir,
ben kendimden soyut tutmuşumdur mesafeleri,
şimdi teknolojiden yoksun neyim gitmez ona diyorum,

tribim,
tafram,
mesajlarım,
aramalarım,
bir iki görüntüm,

peki ya neyim gider teknolojiden yoksun,
sevgim hasretim,

keşke yalnız onlar gitse ve onlar gelse,

gözden ırağım,
peki ya gönülden,

11 Ağustos 2008 Pazartesi

armut piş ağzıma düş

son ses serdar ortaç dinliyorum artamdan koptum yaayayaaşaaa




ey masum bakışlı yâr
gözünde istanbul var
en az seni özlediğim kadar
istanbulu özledim,





her yana dağıldı ruhum

7 Ağustos 2008 Perşembe

işte bu benim ben


uzun bir zamandır internetim yok,uzun olmasa da sizden ayrı kalmak pek uzun geldi bana,esasında hala yok internetim ama açıp bir belge içimi dökebilirim,ahmetin yatağına oturdum,kurutma makinesinden gelen korkutucu sesleri anlamsızlaştırarak beynimdeşarkı söylüyorum hicaz makamında,ahmeti özledim, yusufu haceride büş mü evet onuda acıtasyonlarımla sizi bunaltmaya gelmedim,
ahmetin yatağından odayı farklı bir perspektiften incelerken gözüme hacerin günlüğü ve anket defteri takıldı uzun zamandır gizli gizli günlük okumamıştım,en son benim kahverengi kaplı defterim karıştırılmış,çantamda yeşil kalemle yazılmış bir mektup bulunmuştu,benim annem küçükken ben çantamı falan karıştırırdıhatta bir keresinde sınıftan bi çocuğun bana yazdığı mektubu bulmuş ben okumadan o okumuştu,kareli bir kağıda kurşun kalemle yazılmıştı,o zamanlar çok komikti şimdi samimi bulabilirim neyse,bende karıştırdım bundan 4 sene öncesinde hacer yazmış ki,


tarih:17.06.2004 haziran perşembe"sevgili günlüğüm. seninle yeni yeni tanışıyorum. inşaallah beni seversi. bugün sanki diğer günlerden uzun geçti.bugün sanki en güzel günüm gibi.bugün selcen diye kızın doğum günü vardı.onun doğum gününe gittim.onun sınıftan bir arkadaşıda gelmiştio barbiyi süslemeyle kalemler almış. hava atıyordu. sonra selcen onun yüzünden bize bağırdı.ve sonra bizde o kızın kalbini kırmaya başladık. başladık konuşmaya sen bizim en sevdiğimiz arkadaşımızdan ayırdın bizde seni ayıracağız.sen selceni kıskandığın için bizi ayırmaya çalışıyorsun dedik. sonra kıza serta perenerin şarkısını söyledik. kız ağladı.sonra kübra o kızla konuştu ve barıştık. sonra beraber balkona çıkıp çekirdek çitledik.sonra dışarıda berk yasin emre eve toprak attı."
şimdi bu günlükten neler öğrendik ona bakalım,1 selcenin doğum gününü2 bu salak selcen cidden salak sevmem kendisini, evine gelen misafirlere köpek çekiyor3 benim kardeşimde sertap erenerin adını serta perener sanıyor yetmedi4 adını bile yanlış bildiği bu zatı muhteremin acep hangi şarkısı çok merak ettim ile milleti ağlatıyor,5 üzerine barışıyor çekirdek çitliyor6 apartmanımızın haşeratları adlarını sayamıcam toprakları milletin balkonuna atıyor habire aidatlarımıza zam geliyor7 bende çok insafsızım canım oku da mileete okutma

neyse anket defterine geçelim hemen başlarda münire diye bi kız var oğlak burcuymuş
saçlarım.... siyah altları kahve rengi:)sevdiğim renkler.... lila çok açık, pembe, çok açık pembe (sanki yemek tarifi veriyor:)sevdiğim sanatçılar...sami yusuf, irem, mor ve ötesi veee bombaaa 50 cent bu ne tesat münire oğlak burcu birde:)
işte bir oğlak burcu daha,hobilerim.... amaaannsevmediklerim....blablablaideallerim.... tıp okicamfobilerim... yalan

neyse aslan burcuna geçelim,hobilerim... telefonla konuşmakideallerim.. doktpr öğretmen(aynen böyle olmak istiyorum falan yazmamış)hayalim...gerçekleşti(bu bir akım bundan önceki sazan da böyle yazmış:)
alın size kıl ikizler burcu birisi ismini vermek istemiyorum m ile başlıyor amaadresini yazmış tamamen yarışma programına katılmış sanki hediye göndericezuğurum.... yooooookk!!(gel döv birde halla halla)hayalim... her konuda dünya birincisi olmak ve cennete girmek(megolaman oluyorlar işte böyle:)

terazi burcu şevval ne yazmış ona da göz atalım bir,ideallerim.. vetriner olmak(nee anlamadım)dünyada en fazla istediğim şey... hemster almak(isteğe bak Allahını seversen)

akrep burcuna gelelim bu anketi tam üç tane akrep burcu insan doldurmuş, ve tevafuk ki hepsi 10 kasım doğumlu
ilki senanur,fobilerim... eziklerle dost olmaken sevdiğim hayvan... selcen (günlükte ki:)ideallerim... meslek mi kaldırım mühendisliğidünyada en fazla istediğim şey... annemle babamın barışması(boşanmanın çocuk psikolojisine etkileri)
ikincisi, en sevdiğim hayvan... tavşen yazmış bilgi vermekten kaçınmış septik ya ondandır saç renginin karşısında kocaman bir çizgi var
ve üçüncüsu;fobilerim... pis mekanlarda durmak zorunda kalmaksevdiklerim.. ahmet ailem arkadaşlarımsevmediklerim... YOKdünyada en fazla istediğim şey... dünya turu yapabilmek.....vee ,hayalim... harry potter gibi olabilmek
sonuncusu bendim sanki:)



defterin sonunda hacer kendisi anket yapmışhobilerim.. yüzmek uçmakfobilerim... ayı ve onun gibi hayvanlarsevdiklerim... nurefşan selcen ve şükransevmediklerim... sema, tuba ve büşra



umarım sizi zamanda bir yolculuğa çıkarabilmişimdirbeni özleyen herkesi özledim demem hemde hiç dememgidiyorum ama, uzun up uzun bir zaman burda yokum,size anı biriktirmeyi planlıyorum okursunuz,,,



ve bu part nize;

şimdi saat tam 01 01 inanıyorum cidden anlamlı benim için,kapının önünde nöbet tutmuyorsun ama ben oldukça korkusuzca evde geziyorum hatta, aniden çalışan kurutma makinesinden bile korkmuyorum,sana yazma kararı alınca kelimeler pek akıcı olmuyor,bunun bir tarifi var mı doktor bey dedim boş odaya sonra güldüm,mathilda gibi şuramda bir yumru vardı demek isterim sana ama uzun zor demesi,kısacası anladın sen onu,gözümden kaşımdan elimden kolumdan yağmurun sesinden anlarsın sen,klavyeye dokunmakta terddütlü parmak uçlarımdan da anlaşılıyor mu,ben yokken kendine iyi bak mektup yaz bana, kenarı yanmış olsun üzerinde sigara söndürülmüş olsun,kareli kağıda olsun, kurşun kalemle yazılmış olsun,buruşup kırışmış olsun,,deniz koksun yosun koksun,anısı olsun,bende bir anı olsun,

özlemeyi güzel kılan kavuşma anındaki mutluluktur diyorum işte o zaman mutlu olmak nasip olsun,
bundan sonraki şarkımız yumru yumru olmuş boğazlara gelsin dolu dolu olmuş gözleresıkılmış yumruklara,kızarmış burunlara,hırpalanmış kalplere,uyuşmuş ayaklara,umursamaz beyinlere,pişman olmuş bünyelere,