Tuğba hayatıma girdiğinde sanırım 15 yaşındaydım, sene sonu doğduğum için yaptığım yaş hesaplamaları hep karışık 14-15 diyelim. Değişik bi havası vardı güzel tombik bir yüzü, huzursuz bir ruh hali, derin anlamlı sözleri, büyük bir hayal dünyası o zamanlar hiç anlamadığım hırsları muhtemelen bazı geceler hırsından ağlıyordu. Ben ise o zamanlar komik eğlenceli ve popülerdim. Böyle burnu havada popüler değil herkesi seven ama insan seçen bir cins. İnsanın kendine popüler demesi de garip bişi şimdi öyle olmadığım için bunu söylüyorum. Ortak bir arkadaşımız vardı sapık şeyma acilen sevişmesi lazımdı taaa 13 yaşından beri dürtülerine suçlulukla karışık imanla sahip çıkıyordu. Şeyma onun kankasıydı araya ben girmiştim sonra şeyma ile aramıza hatice girince ben Tuğba ile samimi olmuştum. Tuğbanın sanatsal yönü nasıl kuvvetli ise akademik yönü o kadar sisliydi. Bazı şeyler beynine yatmıyordu sonraları bunun oğlumdan bildiğim disleksiden kaynaklı olduğu kanısına vardım. Tuğba aşka aşıktı ve sevdiklerini paylaşmak istemezdi. Herkesin gözdesi olup kesişmeyen arkadaşlıklar kümesi kurmak isterdi. Bunun arkadaında temel güvene karşı güvensizlik duygusu geliştirdiği kanısına vardım 35 yaşında başladığım psikoloji eğitiminin ilk senesinde aldığım psikolojiye giriş dersi sayesinde. Neyse Tuğba güzeldi havalıydı derin ve anlamlıydı bir yanı melankolik bi yanı da neşeliydi, melankoli her zaman ağır basardı. Annesi meral teyze geleneksel bir kadındı kızını sever ama orıspu olmasından korkardı ki bizim zamanımızda orospu olmak kolay bişi değildi akıllı telefon internet TikTok yok ama korkardı çünkü diğer çocuklarına göre ahir zamanda çocuk büyütüyordu babası veli amca ise duygularını kendi bile bilmeyen klasik Türk babasıydı sever ama sevgi dili Tuğbanın sevgi dili ile uzaktan yakında alakasızdı. Tuğba’nın beğendiği ama aynı zamanda çok kro bulduğu bir ablası havalı ve yakışıklı bulduğu bir abisi vardı. Ben de Tuğbanın ablalık tasladığı küçük çocuktum kardeşi gibi ama dertleşebildiği onu tehdit etmeyecek anlattığı aşk hikayelerini anlamasa da heyecanla dinleyecek. O zamanlar aşk meşk olaylarım tek taraflıydı beni beğeneni ben beğenmeme benim beğendiğim beni beğenmez zurna misali. Neyse Tuğba cesurdu benim ödümün bokuna karıştuğı yerlerde beni korurdu sahiplenen bir tarafı vardı ama duygularını ifade etmede zorlandığı için seviyor mu sövüyor mu anlamazdınız. Ki benim gibi bir avel o zamanlar öyleydim hiç anlamazdı. Tuğba beni hep azarlayan ablama benzerdi ama motivasyonları farklıydı ablam beni kıskanırdı rakip olarak Tuğba beni sadece başkaları ile samimi olursam kıskanırdı genelde kollardı. Korkak yanımı ürkek yanımı ilk görenlerdendi. Benden daha cesur olduğunu anladığım için ona hiç numara yapmadım. Evet bu önemli Tuğba’ya hiç numara yapmadım onun yanında bir persona geliştirmedim açsam yedim onunla zaman zaman dalga geçtim akıl verdiğim de oldu ama Tuğbayı eleştirip kızmadım ve küsmedim taaa ki beni sevgilim olduğu için kızkardeşime ispikleyene kadar. O zaman küstüm. Sonra bi aşık gibi barıştık bazen beni sevgilimdeb daha çok sevdiğini ve kıskandığını düşündüm bunu bü tek ben düşünmüş olamam ki bi ara birbirimizden ayrı kalamayıp barıştık diye lezbiyen olabildiğimizden şüphelenildi. Dört kitabın önünde yemin ederimmm ki Tuğba’ya karşı hiç cinsel bir güdü hissetmedim hahahah bunun üzerine neden bu kadar bastırdım çünkü okuyucu yani ileride ki ben bu iddia karşısında şaşkınlıkla gülsün diye.
Bi küstük bi barıştık çoğunun sebebi benim onun sevgisini anlayamam ve onun bana asla şimdi bile söyleyemediğim kadar vahşi davranmasıydı. Bi kere bana çok içten güldüğüm bi an sarı dişli bile demişti. Bu 5 yaş çocuk acımasızlığı bana çok ağır gelirdi içimde bi öfke olurdu sonra bi bahane ile küser ayrılır sonra mektuplar mesajlar üç noktalı anlamlı cümleler eşliğinde barışırdık. Beni bazen emniyet sibobu gibi kullanır dikkatleri dağıtmam için sosyal ortamına sağlardı genelde bu kimselerin yanında kendini güvende hissetmezdi. Bunlar Ankara’dan twit da tanıştığı o zamanlar 30 yaşında plan tek dişi eksik adam, ne yapacağı belli olmayan çılgın damla heran Tuğbayı ezikleyebilir aybike ve ona kızmış ceza vermiş merak teyze olabilirdi. Tuğba anlaşılmamış ve çok da görülmemiş bir çocuktu onun bu hırçınlığı ondandı. Görülmek sarılıp sarmalanmak istiyordu. Bir yandan da maddi gücü fazla olan ama aşırı tutumlı ailesinden bıktığı için zengin harcamalar yapmak bu sayede birkez daha görülmek istiyordu. Beğendiği adamlar genelde onu görmeyecek ya da küçük görecek tiplerdi. Onların gözüne gözüne girmek böyle omuz silkip onlara pışşşşııkkkk yapmak istiyordu . Tam tuğbalık bi hareket bi de ayağını böyle yere sürtüp çalım da atabilirdi.
En önemli şeylerden birini unuttum Tuğba balık burcu öyle bilimsel bişi beklediysen böyle mors olursun. Ve kızım da balık burcu bu imtihanı aşmam için Allahın bir hediyesi. Aynı acımasız laflarda böyle beni iki yanağı açılmış göt gibi hissettiriyor zaman zaman. Neyse idmanlı olduğumdan çok da fifi diyorum çoğunlukla. Kızıma girmeyelim o konu başka posta.
Sonra Tuğba ile çok korkunç bişi yaşadık benim düğün arefemde hala konuşamayız o konuyu bana çok kızgın ama benim de hakkım var. Ve yine ne oldu küstük. Bu sefer işin içine Tuğba’nın üzüntüsü artı kızgınlığı benim de kırgınlığım girdi. Bok gibi zamanlarımdı ve yine çok yalnızdım. Bu benim 2010 yılındaki yaşadığım o derin yalnızlık gibiydi. Ted Mosby yalnızlığı gibi değil böyle aşırı aşırı o zamanlar da beni kurtaran bir sebep sayesinde ki hayatımın sonraki 10 yılında içsel hesaplaşmaya dönen, yaşamıma dışarıdan belli olmayan bir yarayla devam ettim.
Neyse konumuz Tuğba sanki Ayten şiiri gibi oldu ama işte o Tuğba. Sonra Tuğba evlendi anne olduk başka şehirlerde başka hayatlar Tuğba değişti ben değiştim uzun sohbetlerimizde çeşitli çözülmeler yaşadık en ilkel yanlarını birbirinin bilen ama oradan hiç vurmayan dostlar gibi. Hem dostum hem yedi kat elimdi. Elimdi çünkü bazen düğmesine basılmış ve açılmış buzdolabına dönerdi şömine ısısından. Onu anlamak tanımlamak yıllarımı aldı. Vahşi olduğu zamanlar hariç, yaptığı “ve o diğer mesele de tabii hariç” çoğu beni rahatsız eden şeylerini söyledim. O da bana benden benim ansızın korkunç şeyler söyleme kapasitemden çok korktuğunu söyledi. 364 gün pamuksun bir gün canavar dedi. Haklı bulmuyorum çünkü aslında daha çok gün canavarım pasif bir agresifliğğm var. Bu da korkaka yanımın bana hediyesi. İnsanları kaybetmekten incitmekten ve yalnız kalmaktan korkan yanım. Ne güzel ifade ettim ya başlangıçta kendimi över gibi sonra ama çok realist bir yerden.
Bu yazıya sonra devam edeceğim sebebi şu ama Bugün de Tuğba bana bir tuğbalık yaptı onun kişiliğinü analiz ettiğin adeta bir psikanalizci gibi telefon konuşmalarında ifade edemediğim bir şeydi işte bu buuuu diyecektim ansızın çok soğuk olman tanımıyor gibi davranamam belki bir derdi vardır da üzerine ben de varmayayım dedim. Ve yazmak istedim kitabın ortasından girmemek için önce bir girizgah ihtiyacı hissettim ve böyle başladım.
Şimdi ders çalışmaya gidiyorum kronik hastalıklar ve sağlık psikolojisi.
Bi kuple çalıştıktan sonra imla hatalarını siktir ederek yazdıklarımı okudum Tuğbayı anlatacak çok şey var onu sevdiğimi onu önemsediğimi söylememişim, o benim geçmişim mazim yarım kalmış aşk hikayelerim bazı hüzünlerim hayallerim şişkoluğum sigara içişlerim pasaklılığım epilasyonsux bacaklarım çoğu halim böyleyken onu sevmemek nankörlük olurdu. Ve ben bissürü kötü özelliğime rağmen asla nankör değilim. İsterim hep değer vereyim hep seveyim her daim olmaz ama isterim. Neden bi anda Yugoslav teyze aksanına kaydım beya? Neyse işte Tuğba anlaması çok zor birisi böyle katman katman açar kendini ben şunu mu kıskanıyorun kız ya falan der en çıplak halleriyle kendini sorgular ama bi anda da nasılsın derken ki ses tonundan işkiller esiriklenir. Ve Tuğba’nın en sevdiğim yanı kendini suçlaması hiç kendine bakmayan üstüne bok değil Bırt bile sürmeyen onca insanoğlunun arasında kendini kendi bokuna batırırır sonra da hamam gider yıkanır. Kimse anlamadı onun agresif yanlarını ve çiğ olduğunu düşünüp beni yargıladı bana davranışları bazen rahatsız ediciydi ama sahiciydi işte. Sevdiğini itiraf eden bana neler ettin diye hesap soran oydu, dedim ya cesurdu diye. Dışarıdan belli olan bir cesaret. Bazen beni kızından daha çok benimsediğini düşündüğüm düştüğüm yerde kalk çabuk seni döverimm diye bağıran bir insan. Ona çok açık olmadığım ve onun yokluğunu hiç sevmediğim için uzun zaman onunla yüzleşmedim hala da bazı şeyleri söylemem mesela buralara gelip manyamış cihangir tayfasının kucağına koşup bana gelmemesi. Çünkü diyeceği şeyi biliyorum seni orada kurufasülye pişirirken görmeye dayanamıyorum. FaceTime aradığında yatağıma oturur yüzlerimizi inceleriz. Çünkü çok zaman oldu ezberlemeyeli. O yüzden işte ona kaybetmemek için ona demediğim şeyleri ensardan sakınsam da bazen başkalarına dedim. Onu da affeder onu tanımayan kişilere. O da beni gömmüşttür canısağolsun. Her arkadaşlık değil ama Tuğba böyle anlatılmayı bilinmeyi hak eder. Bir de onunla ilgili çok doyurucu bir anım var şimdi onu anlatmak için sahneye çıkıyorum alkışla
Bi kere bi Cafe’ye tüm tanıdığımız etrafımızdaki kişilerin be bizim olası partnerlerini küçük bi deftere çok komik ve gerçekçi bi şekilde minik anektotlarla şifreli isimlerle yazdık. Şöyle detaylar vardı bacakları bitişik olduğu için bacak araları sık sık pişik olmaktadır. Tanımadığı kızlara kahve ısmarlamaktan dişine implant yaptıracak parası kalmamıştır. Ahahaha çok güzel bi andı. Kimse bilmez.
Sevgiler görüşmek üzere.