
clem: joel.. joel: efendim mandalinam..
clem: ben çirkinmiyim?
joel: hayır..
clem: çocukken çok çirkin olduğumu düşünürdüm.. bence insanlar çocukların ne kadar yalnız olduğunu anlamıyorlar. sanki hiçbir önemi yokmuş gibi. sekiz yaşındayken oyuncak bebeklerim vardı.. en sevdiğim bebek clementine adını verdiğim çirkin bir bebekti. ona 'sen çirkin olamassın güzel olman gerekiyor' diye bağırırdım.. çok ilginç.. sanki onu değiştirebilirsem ben de değişecekmişim gibi..
joel: sen çok güzelsin.. çok.. güzelsin..
clem: joely.. beni asla bırakma..
bazen herşeyi ama herşeyi silbaştan yaşamak isterdim,
söylemek istediklerimi söyler, dilediğim tepkileri verirdim,
ağlama istediğimde ağlar komikti ama gülmedim demezdim,
çok sinirlendiysem sana meşrubatımı üzerine döker sonra gülerdim,
kollarını cimcikler morartır ama severdim,
haklısın demeyi bilir, hatalıyım derken hayır değilsin demeni beklemezdim,
belki sana daha çok vakit ayırır daha çok anı biriktirirdim,
anılarımızı yazar okurdum,
hiç yazmadım, senin el yazını bile bilmemek kötü,
ben söyler sen yaz isterdim,
çok çok fotoğraflarını çeker, sonra power point sunusu bile yapardım,
ne acı ki dakikalar maroton koşusundalar gibi sanki hep, konuşyorlar ve finale ulaşmaya yakınlaştıkça bizi yorulyorlar..
seninle yaşadığım sıkıntıları bile tekrar yaşamak inan kötü değil,
daha sabırlı olurum hatta belki,
sana kızarken gözlerine bakarım o zaman kızamıyorum, beraber güleriz,
neyin gururunu yapıyoruz derdim sana kızardım uzatmayalım üzmeyelim,
üzülünce daha çabuk ölürüz bile derdim,
öyle bir hayat ki reset tuşu yok pause yok,
herşeyi yaşarken düşünmek gerekiyor,
oysa ben durup düşünmeyi seviyorum,
en az baz istasyonları kadar zararlısın zaman,
üzüyorsun zaman zaman