meryem geldi,
bize geldi,
yarın vizem var,
karın ağrım var,
daha ütü yapmam lazım,
erken kaldır sabah beni,
poşeti unutma sende olan bak bi daha hatırlatmam,
şu anda karşımda 23 çift ayakkabım var ama o lacivert yok diye,
üzülüyorum,
neyse o çok güzeldi demicem sıradan mal malak bişeydi,
ayakklarım uyuştuğu için yazımı burada kesmek istiyorum
"aslında sana anlatacak çok şeyim var ama ilgiyle sorsan keşke
merak ettiğini belli etmekten ziyade ifade etsen,
açık olsak birbirimize, yargılamadan ama ile başlamadan cümlelerimize,
ufak ufacık numaraları bir kenara bıraksan,
bana seni bana beni anlatsan keşke,
hoşca bak zatına"
3 yorum:
dün bahsettiğim tam da buydu,tercüme-i ahval...
ölüyorum lan,büyük laflara süslü sözlere hacet yok.
özet bu.
kum yerine yalnızlardan oluşan bir çöldür... ne de olsa, dünyada kumdan daha bol olan tek şey, yalnızlık değil mi?
sessiz sakin ve huzur dolu, beyaza boyanmış bir cennet görünümünün arkasında düşmeyi bekleyen ölümcül çığlar; insanları, evleri, köyleri yutacak beyaz heyelanlar saklayan karlı dağlar gibi, gönlünün ne zaman patlayacağını bilemediğiniz insanlar görüyorum her gün. her yerde. bazen oraya saklanmış, bazen bu köşeye kıvrılmış, kimi an şu boşluğa yerleşivermiş, sessizce hayatlarını yaşarken kimsenin dikkatini çekmeyen, kimsenin farkına varmadığı, ama herkesi fark eden, herkesi gören, her şeyi fark eden insanlar…
huzura kavuşmuş bir derviş gibi dudaklarındaki küçük gülümsemelerle konuşan ama yorgun gözlerini saklayamayan, dilleri gönüllerine bağlı ama hayal kırıklıklarının kuruttuğu çatlamış gönüllerinden artık kelimelerin akmadığı güzel kadınların, güzel adamların çok şey anlatan sessizliğine gönlüm dayanmıyor. bir kelime bulmak, bir kelime daha bulmak, her birinden birer kelime toplayıp, bir cümle kurmak mümkün mü diye yanaşıyorum diplerine.
belki biri kulağıma fısıldar. belki biri elime bir not tutuşturur. belki diğeri bir mektup yazar, iki üç satır… ya da belki, bir başkasının patlayacağı tutar, üzerime kusar bütün o birikmiş öfkesini, yüreğine hapsettiği kelimelerini. belki diyorum her seferinde, umutla çıktıkları denizden eli boş dönen balıkçılar gibi. teknesini satıp artık mahalle arasında bakkal açarak makarnayla yoğurt, bir de komşu semtteki kümesten gelen günlük taze yumurta satmaya karar veren yılmış balıkçılar gibi.
belki’lerin belli ki’lere dönüştüğü hayal kırıklığı anlarında, tek tek iflas eden gönüllerin kepenk kapatışını tekrar tekrar yaşıyorum. güzel bir kadının, gelmesini beklediği sevgilisine gidemediği, beklemeyi bırakıp koşmayı akıl edemediği yılların geri dönmeyeceğini anladığı pişmanlık gözyaşları ile ıslanan caddelerde artık kimse dolaşmazken, kepenkler de birer birer kapanıyor.
arzularının peşinden gideceğine, yanındakilerin sözlerine takılanlara acıyorum, elimde değil. günün sonunda ondan hesap soracak en büyük otorite gönlüyken, sağındaki solundaki ciğeri beş para etmezlerden çekinip, yoluna devam edemeyenlerin pişmanlıkları yankılanıyor her gece sokakların ıssızlığında. bir köşede biri, diğer köşede bir başkası ağlıyor. tabelayı da mı görmedin arkadaşım, kendi düşen ağlamaz.
beynini yıkayıp aşk diye aklına enjekte ettikleri o kodun süper marketlerde satılan bir işletim sistemi olduğunu göremeyebilirsin, tamam, ama kulağını da mı kestiler ki uyarıları duymuyorsun? kör mü oldun ki, gözünün önünde raks edip seni sokacağı fırsatı kollayan yılanı sevgili diye koynuna alıyorsun? aşk için boynuna tasma takılmasına izin veriyorsun.
şanslısın arkadaşım. çok şanslısın. bugün de kurtuldun belki. bugün de, umutlarını kaybetmiş, gönülleri kurumuş, kelimeleri tükenmiş kurbanlar çöplüğüne atılmaktan kurtuldun belki… ama dön, aç gözünü bak, belli ki sen de bu yılmış adamlardan, bu gönlü kurumuş güzel kadınlardan biri olacaksın eninde sonunda.
kurallarına uyduğun için sırtını sıvazlayan kalabalıkların dostun olmayacağını, senin üstüne tırmanıp iktidara ulaşanların senin kanınla beslendiğini ve onları mutlu etmek için benliğini feda ettiğini fark ettiğinde zihninin ve yüreğinin derinlerinden bir gayzerin fışkıracağını hissedeceksin, ama boşuna bekleme arkadaşım, o yürek çoktan kurumuş olacak. başkaları için akıta akıta bitirdiğin hayatının artık kurumuş, verimsiz, üzerinde hiçbir aşkın yetişmediği ölü bir toprak olduğunu göreceksin. bugün değil belki ama, yarın mutlaka…
ve başkaları için yaşayanlar çölünün uçsuz bucaksız kumlarında yalnız başına, susuz, aç, güçsüz, inançsız, desteksiz kalakalmış çulsuz bir zavallı olarak unutulup gidecek, bir fırtına ile yalnızlar çölünün kumları arasında kaybolacaksın.
git bi' elini yüzünü yıka, kendine gelirsin belki.
Yorum Gönder